Yatağa Bağımlı Kişinin Vekalet Vermesi
Ne yazık ki hayatta istenmeyen kazalar veya olaylar sonucu ya da doğuştan gelen sebeplerle kişiler yatağa bağlı bir hayat sürebilmekte ve bu durum kişilere hukuki işlerini halletmekte sorunlar çıkarabilmektedir. Yatağa bağlı olarak hayatını idame ettiren kişilerin de dava ve icra takibi açmak, özel ve resmi kurumlarda temsil edilmek, taşınır ve taşınmaz mallarını satmak gibi hukuki ihtiyaçları pek doğal şekilde söz konusu olabilmektedir.
Engelli ve yatağa bağımlı yaşayan vatandaşlarımızın da her vatandaşımız gibi hak arama hürriyeti, savunma hakkı, dava hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı vardır. Üstelik engelli vatandaşlarımız Anayasa gereği diğer vatandaşlarımıza kıyasla pozitif ayrımcılığa tabi tutulmalı ve işlemleri daha da kolaylaştırmalıdır.
Bu yazımızda engelli ve yatağa bağımlı bir hayat süren vatandaşlarımızın vekaletname vermesi konusunu ele alacağız.
Engelli veya yatağa bağımlı hayat süren bir vatandaşımızın avukata veya bir yakınına vekalet verebilmesi tabi ki mümkündür. Bu konuda kritik kavram ve ölçüt engelli veya yatağa bağımlı bir hayat süren kişinin fiil ehliyetine sahip olup olmadığıdır. Nitekim Türk Medeni Kanununun 9. maddesine göre "fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir." Görüleceği üzere haklara ve borçlara sahip olmanın kıstası kanunda fiil ehliyeti olarak belirlenmiştir.
Peki bir kişinin fiil ehliyetine sahip olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Türk Medeni Kanununun 10. maddesine göre "ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır". Görüleceği üzere kanun fiil ehliyetine dair üç unsur belirlemiştir; ayırt etme gücü, kısıtlı olmamak ve ergin olmak.
Türk Medeni Kanununun 13. maddesinde ayırt etme gücü de açıklanmıştır. Bu maddeye göre "yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir".
Buraya kadar açıkladığımız kanun hükümlerinden yola çıkarak diyebiliriz ki bir mahkeme kararıyla kısıtlanmamış, kendisine vasi atanmamış, on sekiz yaşından büyük, okuduğunu yazdığını anlayan, eylem ve davranışlarının hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayabilen engelli veya yatağa bağımlı herkes yakınına veya avukata vekalet verebilmelidir.
Nitekim Noterlik Kanununun 73. Maddesinde de engelli vatandaşlarımızın vekalet işlemlerinin nasıl yürütüleceği açıkça ifade edilmiştir. Söz konusu hüküm aynen şöyledir;
"İlgilinin işitme, konuşma veya görme engelli olması
Madde 73- (Değişik: 1/7/2005-5378/23 md.)
Noter, ilgilinin işitme, konuşma veya görme engelli olduğunu anlarsa, işlemler engellinin isteğine bağlı olmak üzere iki tanık huzurunda yapılır. İlgilinin işitme veya konuşma engelli olması ve yazı ile anlaşma imkânının da bulunmaması hâlinde, iki tanık ve yeminli tercüman bulundurulur."
Ancak yukarıdaki açık kanun hükümlerine rağmen bazı hallerde noterler uygulamada yatalak hastaların vekalet işlemlerini takip etmekten çekinmekte ve işlemleri yapmayabilmektedir. Yatağa bağımlı hastanın kendini ifade edememesi, felçli olması sebebiyle yazı yazamaması noterlerin ileride doğacak sorumluluklardan kaçınmak amacıyla vekalet işlemlerinden kaçınmalarına sebep olabilmektedir.
Bize göre yatağa bağımlı bir hasta konuşamıyor ve yazamıyor olsa bile ayırt etme gücüne sahipse, fiil ehliyeti unsurlarını taşıyorsa, konuşulanları ve yazılanları anlıyor ve en azından söylenenleri basit birkaç kelime ile veya işaret ve gözleriyle onaylayabiliyorsa vekalet verebilmelidir.
Kanaatimizce yatağa bağımlı veya engelli bir vatandaşımızın vekalet işlemlerini yürütmekten imtina eden, çekinen veya reddeden bir noterin görevi ihmal ya da eylemin karşılığı olan başka bir suçtan cezai sorumluluğu gündeme gelebilir. Ayrıca böyle bir durumda noterin Türkiye Noterler Birliği tarafından disiplin soruşturmasına tabi tutulması da söz konusu olabilir.
Her ne kadar konu hakkında fikirlerimizi açıkça ortaya koysak da konumuz bu yazımızın hacminden çok daha detaylı bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. Dolayısıyla yalnızca bu yazımızdan yola çıkılarak kesin bir kanaate varmamanızı ve avukatınızla meselenizin detaylarını konuşmadan bir başvuru yapmamanızı önemle tavsiye ederiz.
Av. Ali Cengizhan KILIÇ
